Neden
uçurma balıkçılığı?
Bahadır ÇAPAR
|
|
| oğu
zaman farkına bile varmadan nasıl da kayboluruz yaşam denilen bu koşturmacanın
yorucu adımları arasında. İstediğimiz gibi yaşadığımızı sandığımız günün getirdiği
onca hesap edilmemiş ve göz ardı edilemez sorumluluğun altında…
Ödenmesi
gereken faturalar, takip edilmesi farz taksitler, kiranın ayarlanması, çarşamba
öğle arası yapılacak toplantının hazırlığı, otomobilin yaklaşan yıllık bakımı
ve yetiştirilmesi gereken diğer işler derken kent yaşamına ayak uydurmaya çabalayan,
uzunca zaman önce korkularımızdan ötürü terk ettiğimiz doğamızdan adım adım uzaklaşan
insan manzaraları arasında yitip gidiyoruz. Her mevsim dönümünde bir orman gölgesinden,
dere kıyısından geçerken içimizde hissettiğimiz o göz ardı edilemeyen kıpırtı,
benliğimizi sarıp sarmalayan ılıklık, bir anda koyu yeşil ağaç gölgeleri arasında,
mavi berrak su çağıltısında bir şeyler ararken bulduğumuz bakışlarımız da neyin
nesi? Bu, doğamızın (insan doğasının)
unutmaya çalıştığımız ama gizledikçe keskinleşen özüne dair içten gelen bir sesleniş,
uyanış belki. Nehirlerin, göllerin, denizlerin size nasıl da huzur verdiğini düşünün
bir kez. Elinizdeki kamışın ışıldayan ucunda esen rüzgâra bindirdiğiniz ipin sonunda
uçurduğunuz o küçük sinek... Yumuşacık bir bilek hareketiyle su yüzeyinde kaydırdığınız
sineğe ilgi duyan bir çift gözün ardından gelen o eşsiz sıçrayış ve hayranlıktan
ötesine geçit vermeyen, adı alalı kendi benekli bir güzelliğe dokunduğunuzu hayal
edin bir de…
Bu büyülü bir dünya
çurma balıkçılığının
büyülü dünyasına hoş geldiniz, dercesine başarınızı alkışlar gibi su yüzeyine
bir dokunup bir yükselen mayıs sinekleri ve etrafta uçuşan tatarcıklara aldırmaksızın
güneşlenen saz kelebekleri, taş sinekleri... Şimdi gözünüze sığdırabildiğiniz
tüm bu mikro dinamizme karşılık duyduğunuz dinginliği süsleyen pastoral bir manzara
ve akan suyun lirik
çağıltısına teslim
 |
|
|
olmuş berrak bir dimağ. Tasvir etmekte zorlanacağınız ve belki de sözcüklere sığdırmak
istemeyeceğiniz kadar kusursuz bir manzaranın parçası olduğunuzu düşünün bir kez.
Kim bilir, belki de şimdi "uçurma" dediğimizin,
eskide kalan çocukluğumuzun o ılık ve şeker tadındaki hatıralarında yaşattığımız
"uçurtma" sevincini yeniden canlandırdığını ve yorgunluk tanımayan aynı afacan
gülüşü bir kez daha tattırdığını düşünmek bile mümkün olabilir. Uçurma balıkçısı
için tek heyecan bu değildir elbette. Gözünün önünde öylesine akıp giden bir su
değildir kıyısında durduğu. Biraz daha dikkatli bakmaya başladığında her mevsim
hatta günün, farklı zamanlarında dahi değişen canlılığının farkına varacaktır.
Sadece suyun üstündekiler mi başka başka olan? İnce sazlar arasından başlayan
ve esen rüzgâr eşliğinde hafifçe salınan koyu yeşil bir kıyı çizgisiyle başlar
su. Her salınan yeşil, arasında uçuşan mavi su bakirelerine, turkuvaz kız böceklerine
kılavuzluk eder gibidir. Dallarına sıkı sıkıya tutunmuş ve henüz merhaba dediği
karayı, yeni soluduğu havayı fark etmeye çalışan saz kelebeklerini izleyen ot
balıkları aniden kaçışır üzerine düşürdüğünüz gölgenizle. Peri otlarının arasındaki
koridorlarda yüzeyde uçuşan sakar bir mayıs sineğini, alelacele yumurtlama heveslisi
bir taş sineğini bekleyen alabalıklarsa meranın en güzel hediyesidir size verebileceği.
Almaksa, kolay değildir hiçbir zaman. Doğru zamanda doğru yerde olmak yetmez;
bir de doğru sineği kullanmıyorsanız o an.
Beşbin yıllık prensibler
çurma balıkçılığının
eşsiz bir uğraş, karmaşık bir olta balıkçılığı disiplini olmasından öte; kendine
özgü bir dinlence, meditasyon tekniği olduğuna da inanılır. Ne denli yeni ve pahalı
olsa da kullandığınız kamış ve makinenin oldukça basit olduğunu, hâlâ 5000 yıl
öncesinin mekanik prensiplerini taşıdığını bilmek, işten alınan hazzı bence arttıran
farkındalıkların en önemlilerinden birisidir. Balık tutmanın bir ölçüde formalite
sayıldığı daha kaç olta balıkçılığı disiplini vardır acaba? Bu yüzdendir uçurma
balıkçısının yakaladığını "ganimet" değil de "hediye" sayması ve yine bu yüzdendir
bizlerin hep söylediği bir yana, "bak yakaladın işte haydi geri bırak"
diye iç sesinizin fısıldadığı…
| |